30 Yıllık Ev Alınır Mı? Bir Genç Yetişkinin İçsel Savaşları
O An
Kayseri’deki küçük, taş duvarlı evimde sabah güneşinin pencere kenarına vurduğu ışıkla uyandım. 25 yaşındayım, hayatımda pek çok şey hala belirsiz. Ama bir konuda kafamda netlik var: Evet, belki de bir ev almalıydım. Ama 30 yıllık bir ev? Gerçekten alınır mı? Bu soruyla uyanmak, beni kararsız bir duygu çukuruna sürüklüyor.
Sabah kahvemi yudumlarken, birkaç gündür aklımda sürekli dönen bu düşünceyi tekrar ettim. Bir yandan, Kayseri’nin sıcağında yıllarca sürecek bir borç yükü altına girmeyi düşünmek bile korkutuyor. Diğer yandan, ev sahibi olma fikri, insanın içini ısıtıyor. Bir ev, bir yuva… Geleceği inşa etmek gibi bir şey. Ama ya 30 yıl? Ya o kadar uzun bir süreyi içinde geçireceksek? Bunu başarmak ne kadar mümkün olurdu?
Hayal Kırıklığı ve Heyecan
Bu sabah, önceki gün ilanlarda gördüğüm o evin fotoğrafları gözümün önünden gitmedi. 30 yıllık bir evdi; taş duvarları, yer yer dökülmüş boyaları, eski pencereleriyle yorgun ama nostaljik bir havası vardı. Araba kullanırken, o evin önünden her geçtiğimde, içinde bir parça umut yanıyordu. Ama sonra düşündüm, gerçekten bu evin içinde ne kadar huzur bulabilirdim? Her köşe, her odada onca yılın birikmiş izleri vardı. Evet, evdi… Ama belki de fazlasıyla eski, fazlasıyla tüyleri dökülmüş bir yorgunluk.
Zihnimde bir savaş başlıyordu: “Almalısın! Evet, bu ev sana iyi gelir, üzerinde küçük dokunuşlarla harika bir hale gelir. Bir yuva kurarsın!” diyen ses bir taraftan, “Hayır, 30 yıl sonunda ne olursun, o evin o eski duvarlarının ağırlığı altında ezilirsin!” diye bağıran ses ise diğer taraftan.
Bir Evde Bulduğum Umut
Günlerden bir gün, ev sahibi olmaya karar verdiğimi hissettiren küçük bir an yaşadım. Bir akşam, biraz umutsuzca eski taş binanın önünde duruyordum. Kafamda 30 yıllık borç, vadeler, faizler ve belirsizlikler varken, birden içimde bir şey değişti. Evet, bu evin her taşına, her duvarına aşık olabilirdim. Belki de bu eski ev, bana hem geçmişi hem de geleceği bir arada sunuyordu.
Bir ev almak, yalnızca dört duvar ve bir çatı almak değildi. O ev, hayatın her dönemine tanıklık etmişti; yılların anılarıyla dolu, birbirinden farklı hikayelere açılan bir kapıydı. Ve ben, 25 yaşında, heyecanla o kapıdan içeri adım atmak istiyordum. O an, 30 yıllık borç yükü, o kadar da büyük gözükmedi.
Umut, Korku ve Gerçeklik
Geceleri uyumadan önce defterime yazdım: “30 yıllık ev almak, hayal kırıklığıyla karışık bir umut duygusu. Bu, hayatın derinliklerine inmek gibi bir şey. Ama bazen o derinlikler seni korkutur. Ne kadar cesur olabilirsin ki?”
Düşüncelerim bir yandan gerçeğe daha da yaklaşırken, bir yandan da evin her köşesinde yaşadığım anıların, umutların büyümesine izin veriyordum. Evet, 30 yıl… Evet, uzun bir süre. Ama bir insan ne kadar bekler? Bir insan ne zaman yaşamaya başlar? Belki de her şeyin anlamı, o ilk adımı atmaktı. Belki de o adım, eski bir eve, ama bir ömre, hayatın ta kendisine çıkmakla başlıyordu.
Sonuç
Sonunda, o 30 yıllık evin kapısını açtım. Belki de hala o taş duvarlardan yankılanan geçmişin gerginliğini hissediyorum. Ama bir şey biliyorum: Burası benim evim. Burada yaşanacak her an, her zorluk bir hatıra olacak. 30 yıl mı? Belki… Ama burada, her geçen yıl bana geçmişin izlerini değil, geleceğin umutlarını hatırlatacak.
Bugünlerde, Kayseri’de 25 yaşında bir gencin 30 yıllık ev alma kararsızlıkları arasında, hayatı sorgularken bir yandan da cesurca geleceğe adım atmaya karar verdiğini izlemek belki de en güzel şey. Çünkü hayat, bazen en eski duvarlardan, en büyük hayal kırıklıklarından bile umut çıkarabiliyor.