İçeriğe geç

Tell ne demek fiil ?

Tell Ne Demek Fiil?

“Tell” dediğimizde, İngilizce’de karşımıza çıkan bu fiil, günlük dilde neredeyse her köşe başında karşımıza çıkıyor. Ama “Tell ne demek?” diye sorarsak, aslında bu fiilin ne kadar derin, karmaşık ve bazen de gereksiz yere abartılmış olduğunu görmemiz mümkün. İzmir’de, bir kafede arkadaşlarımla sohbet ederken, hepimiz “tell” fiilini ne kadar sıradan kullandığımızı fark ettik. Ama geriye dönüp baktığımda, dilin içinde taşıdığı anlamları tartışmasız kullanmanın, bazen iletişimin anlamını bayağılaştırdığını düşünüyorum. Hadi gelin, “tell” fiilini cesurca masaya yatırarak, güçlü ve zayıf yönlerini ele alalım.

“Tell” Fiilinin Güçlü Yönleri: Herkesin Anlayabileceği Bir Dil

İlk önce sevdiklerimizden başlayalım. “Tell” fiili, oldukça güçlü bir iletişim aracıdır. Özellikle günlük konuşmada, karşı tarafa anlatmak istediğiniz şeyi net bir şekilde ifade etmek için kullanılan en etkili fiillerden biridir. Çünkü herkes “tell”ı anlar. Gerçekten de bu fiil, konuşmalarımızı hem hızlı hem de anlaşılır kılar. Birinin ne düşündüğünü ya da ne yapmak istediğini “telling” yoluyla rahatça dile getirebiliriz.

Örneğin, sabah kahvemi alırken kafenin baristasına “Tell me how you make this coffee!” demek, onun işini anlatması için gayet anlaşılır ve basit bir ifade olur. Burada “tell” fiilinin gücü, gerçekten de çok net bir şey istememizle ortaya çıkar. Herkesin anlaması, anlaşılması kolay ve etkin bir şey söylüyorsunuz. Zaten, neredeyse herkesin diline pelesenk olmuş bir fiil. Okulda, iş hayatında, sosyal medyada… Her yerde karşılaşıyoruz. Bu kadar evrensel bir kullanıma sahip olması, fiilin güçlü yönlerinden biri.

“Tell” Fiilinin Zayıf Yönleri: Anlatmanın Yetersizliği

Ama… “Tell” fiilinin güçlü yanlarını savunurken, bir noktada zayıf yönlerini de göz ardı edemem. Gerçekten anlatmak mı istiyoruz? Yoksa sadece “bir şeyleri söylemek” mi? İşte burada biraz ironiye giriyoruz. Çünkü “tell”, anlatmak için yeterli olmaktan çok, bazen sadece kelimelerin havada uçuşmasına sebep oluyor.

Şimdi şöyle düşünün: “Tell me everything” dediğinizde, karşı taraf size neyi, nasıl anlatacak? Her şey, deyimin tam anlamıyla her şey. Ama tam olarak ne istediğiniz belli değil. İşte bu, iletişimin aslında ne kadar yüzeysel olabileceğini gösteriyor. “Tell” kullanmak, bazen bizim iletişimde gerçekten derinleşmemizi engelliyor. Karşınızdaki kişiye “Her şeyi anlat!” dediğinizde, o kişi sizi sadece yüzeysel bir şekilde tatmin edecek, ama derinlemesine bir anlam taşımayacaktır. Kendi başıma sıkça bu durumu gözlemledim. Özellikle sosyal medyada, “her şeyi söylüyorum” diyen insanlar var. Ama söyledikleri şeyin gerçekten bir anlam ifade edip etmediğine dikkat ediyor muyuz?

Ayrıca, dildeki bu “tell” odaklı yaklaşım, bizleri bazen tembelleştiriyor. “Söylemek” için bir çaba gerekmiyor. Yani birine sadece “tell me” demek, iletişimde tek taraflı bir yaklaşım sergilemek anlamına gelebilir. Bu da demek oluyor ki, karşıdaki kişi hep “bir şeyler anlatmaya” mecbur oluyor. Bir bakıma iletişimin tek yönlü olduğu bir zorlama oluyor. Kendimizi çokça “talking” yerine, “telling” yaparken buluyoruz.

“Tell” İle İletişim Kurarken Unuttuğumuz Noktalar

Bunu biraz daha açalım. “Tell” fiilinin çok sık kullanıldığı bir dünyada, bazen gerçekten dinlemeyi unuturuz. “Tell” dediğimizde, aslında karşı tarafa çok fazla yük bindiriyoruz. “Bana her şeyi anlat” ya da “Bunu bana söyle” derken, biz gerçekten ne istiyoruz? Birinin size her şeyi anlatmasını istiyorsanız, belki de önce onu dinlemeyi öğrenmeniz gerekebilir. Çünkü sadece “telling” ile bir yere varamayız. Dinlemek, bu işin belki de en önemli kısmı. Hadi bir deneyelim: Biri size sürekli “tell me, tell me” dediğinde, siz ne hissedersiniz? Hiç mi dinlenmediniz? Her anınızı anlatmak zorunda olduğunuz bir dünyada, bazen susmak da önemlidir.

“Tell” fiilinin fazlasıyla kullanılması, bazen daha derinlemesine sorgulama yapmamıza engel oluyor. Kişisel bir örnek vereyim; bir arkadaşım sürekli “Bunu bana söyle” ya da “Şunu anlat” dediğinde, içimde bir noktada şunu hissediyorum: “Peki, ben seni ne kadar anlatabiliyorum?” Belki de bu yüzden sosyal medyanın da insanlar üzerinde yarattığı yalnızlık, sürekli anlatma çabası ile alakalı. Herkes bir şeyler anlatmaya çalışırken, kimse kimseyi dinlemiyor.

Sonuç: “Tell” Ne Oluyor?

Sonuç olarak, “tell” fiilini çok seviyorum çünkü bazen gerçekten ne söylemek istediğimi hızlıca anlatmak için bir kurtarıcı. Ama her zaman bir şeyler söylemek zorunda değiliz. Bazen “telling” yerine “listening” yapmak, iletişimin gerçek gücünü ortaya çıkarabilir. Sonuçta, anlatmak değil, anlamak en önemli şey değil mi? Hep “tell me” demek yerine, biraz daha fazla dinlemeye ve anlamaya çalışmamız gerekebilir.

O zaman bir soru soralım: “Ne zaman sadece ‘telling’ yapıyoruz ve ne zaman gerçekten dinliyoruz?” İşte bu, üzerinde düşünmeye değer bir konu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
elexbet yeni girişpartytimewishes.netbetexper güncel giriş