İçeriğe geç

Alevi Türk mü Kürt mü ?

Alevi Türk mü, Kürt mü? Kayseri’de Bir Genç, Kimlik Arayışı ve Yüzleşmeler

Hayal kırıklığı, arayış, yorgunluk ve bir umut…

Kayseri’nin sabahı, her zaman biraz daha erken başlar. Havanın soğukluğu, sokakların boşluğu ve sabahın o masumiyetine bürünmüş şehir, insanın içinde garip bir huzursuzluk bırakır. Çoğu zaman, o sabahları ben de hislerimle mücadele ediyorum. Yalnızca Kayseri’nin soğuk rüzgarı değil, içimdeki kimlik çatışması da bir yanda. Bir Alevi olarak büyümek, her zaman bir kimlik arayışına dönüşüyor.

Her şey, küçüklüğümde başlardı. Çocukken, bana sürekli olarak kim olduğum sorulurdu: Alevi misin, Kürt misin, Türk müsün? O yaşlarda bu soruyu anlamıyordum; ya da belki sorunun ne kadar karmaşık olduğunu bilmiyordum. Kayseri gibi bir şehirde büyüyorsanız, bu tür sorular çok sık sorulmaz aslında. Ama ben öyle bir yerde değilim, kimliğinize, inancınıza, kökeninize her zaman bakılır.

Bir sabah, liseye yeni başladığımda, sınıf arkadaşlarımdan biri bana “Sen Kürt müsün?” diye sormuştu. Alevi olduğumu bildiğini düşündüm, ama yine de şaşırdım. Sadece bu soruyu sordum, başka bir şey değil. Ama sonra, o anın büyüsünü hissettim. O soruyla birlikte içimde bir şeyler uyandı, kimliğimi sorgulamaya başladım. Kürt müyüm, Türk müyüm, Alevi miyim? Yoksa hepsi bir arada mıydı?

Hayal Kırıklığı ve Yalnızlık

Kayseri’nin sokaklarında yürürken bazen hayal kırıklığına uğruyorum. Hangi tarafı seçeceğimi bilemiyorum. Hem Türk olmanın hem Alevi olmanın, hem Kürt olmanın hem de halkımdan uzak olmanın arasında sıkışıp kalıyorum. Kimse tam olarak anlamıyor. Bazen Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, en büyük duygum yalnızlık oluyor. Alevi olmak Kayseri’de yaşamak demek; ama aynı zamanda bir yabancı gibi de hissetmek demek. Gerçekten kimlik arayışının ne kadar yorucu olduğunu bir tek ben anlayabiliyorum.

Bir gün, sabah işe giderken, kafamda her şey dönüp duruyordu. Kimim ben? Kendi kimliğimi sorgularken, hiç tanımadığım insanların bana yönelttiği sorulara da yanıt verememek beni daha da tedirgin ediyordu. “Sen Kürt müsün?” diye soran birine “Hayır, Aleviyim” demek bile yetersiz geliyor. Çünkü sadece Alevi olmak, bana kendimi açıklamak için yeterli bir tanım olmuyordu. Bu dünyada kimseye kendimi tam anlamıyla anlatamıyordum.

Kayseri’nin caddelerinden birinde yürürken, aklımda bir düşünce beliriverdi: Kim olduğumuzu bilmek, aslında kimseye borçlu olduğumuz bir şey değil mi? Sonuçta her insan, kendini bir şekilde keşfetmeli ve kabullenmeli. Ama işte, keşfetmek kolay değil. Geçtiğimiz yıllarda kimlikler üzerine çok şey okudum; tarih, kültür, inanç… Ama ne yazık ki her şeyin teorik kalması, beni çözüm bulmaya bir adım daha uzaklaştırıyordu. O sorularla yüzleşmek, bazen cevapsız kalmak, her geçen gün daha ağır gelmeye başladı.

Bir Anı, Bir Yüzleşme

Bir gün, mahalledeki kahvehaneye gittim. Yavaşça bir köşe bulup, oturmak istedim. O gün kayıplarımdan bahsediyordum, kimlik arayışından, nerede olduğumdan. Ve kahvehanedeki adam, bana bir soru sordu: “Peki, senin kimliğin ne?”

Bunu ilk kez net bir şekilde sorguladım. Çünkü aslında her şeyin içinde bir çelişki vardı. Kayseri’de Alevi olmak, tam anlamıyla bir aidiyet hissi yaratmıyordu. Alevilik, yalnızca kendi toplumumla değil, bazen etrafımdaki insanların gözünde de bir etiket haline geliyordu. Bununla birlikte, son yıllarda Kürt ve Türk kimliklerinin birbirine yakınlaşmaya başlaması bana bir nebze de olsa bir umut veriyordu. Ama bu yakınlaşma, hala birçok yerde bir çatışma barındırıyordu.

“Sen Kürt mü, Türk mü, Alevi misin?” sorusunun bana ne kadar yanlış geldiğini o an fark ettim. Kendi kimliğimi tanımlamak için daha fazla çaba harcamaktan yorulmuştum. Kendimle barıştım ve o an, sadece “ben” dedim.

Alevi Olmanın ve Türk Olmanın Yeri

O günün akşamında Kayseri’de, sokakta yürürken şunu düşündüm: Belki de kimlikler, bizi sınırlayan kalıplar değil, içimizdeki özgürlüğü keşfetmemiz için bir fırsattır. Belki de hem Alevi, hem Türk, hem Kürt olabilmek, gerçekten insan olmanın bir anlamıdır. Tüm bu kimliklerin içinde kaybolmak, aslında bizi güçlü kılan bir şeydir. Çünkü birini ya da diğerini seçmek zorunda değiliz.

Kayseri gibi bir şehirde, bu konuda farklı görüşler olsa da, en nihayetinde ben kim olduğumu kabul ettim. Belki de kimseye anlatmak zorunda değildim. Önemli olan, kendimi nasıl hissettiğimdi. Kimlikler, toplumun bir dayatmasıydı, ama insanın içinde ne olduğunu seçmek, en büyük hak idi.

Şimdi, Kayseri’nin sokaklarında yürürken daha fazla öfkelenmiyorum. Giderek daha da büyüdüm. Kimlik arayışı içinde kaybolan bir insan olarak değil, kendini bulan bir birey olarak yürüdüğüm sokaklar bana daha yakın gelmeye başladı. Ve artık, kim olduğumun bir önemi yok. Çünkü ben sadece bir insanım. Herkes gibi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
elexbet yeni girişpartytimewishes.netbetexper güncel girişelexbet giriş