İçeriğe geç

Kur’an’ı neden Arapça okuyoruz ?

Kur’an’ı Neden Arapça Okuyoruz? Biraz Merak, Biraz Kahve Muhabbeti, Biraz da İç Ses

İzmir’de sıcak bir yaz akşamı düşünün. Kordon’da yürüyorsunuz, deniz hafif hafif esiyor, insanlar çimlerde oturmuş, herkesin elinde ya bir kahve ya da telefon var. Ben de her zamanki gibi elimde kahve, kafamın içinde ise yaklaşık 48 farklı düşünceyle yürüyorum.

Dışarıdan bakınca “rahat çocuk” görüntüsü veriyorum. Arkadaş grubunda sürekli espri yapan, en ciddi ortamda bile bir yerden komiklik çıkaran kişi benim. Ama işin iç yüzü biraz farklı. Eve gidince bazen “Bugün söylediğim o cümleyi acaba yanlış mı anladılar?” diye kendi kendime analiz yapan biriyim.

Yani dışarıdan kahkaha, içeriden küçük çaplı toplantı.

Bir gün arkadaşlarla otururken konu Kur’an okumaya geldi. Herkesin aklında farklı sorular vardı. İçlerinden biri şöyle dedi:

— “Kur’an neden Arapça okunuyor? Sonuçta herkes kendi dilinde anlasa daha kolay olmaz mı?”

Aslında bu soru çok kişinin aklından geçen doğal bir soru. Ben de ilk duyduğumda “Mantıklı soru” dedim. Çünkü insan olarak anlamak isteriz. Bir kitabı okuyorsak ne dediğini bilmek isteriz. Kullanma kılavuzunu bile anlamadan açıp kapatmaya çalışırken sinirlenen bir milletiz. Televizyon kumandasının arkasındaki küçücük yazıyı okumadan “Bu niye çalışmıyor?” diye kızıyoruz.

Ama konu Kur’an olunca mesele biraz daha derinleşiyor.

Kur’an’ı Neden Arapça Okuyoruz? Sorunun En Basit Cevabı

Kur’an’ın Arapça okunmasının temel sebebi, onun Arapça olarak indirilmiş olmasıdır. İslam inancına göre Kur’an, Allah’ın Hz. Muhammed’e Arapça vahyettiği kutsal kitaptır.

Burada önemli bir ayrım var: Arapça okumak ile anlamak aynı şey değildir.

Bunu günlük hayattan şöyle düşünebiliriz:

Bir şarkının orijinal dilinde söylenmesi başka, o şarkının anlamını bilmek başkadır. Mesela bazen yabancı bir şarkı dinleriz, sözlerini anlamayız ama melodisi bizi etkiler. Sonra Türkçe anlamına bakınca “Aa, meğer adam ayrılık acısı çekiyormuş” deriz.

Kur’an okumada da benzer bir durum vardır. Arapça tilavet, yani okumak, ibadet açısından özel bir yere sahiptir. Ancak anlamını öğrenmek, üzerinde düşünmek ve mesajını hayatımıza taşımak da büyük önem taşır.

Yani olay sadece “Arapça birkaç kelime söylemek” değildir.

Mahalledeki Klasik Soru: “Ama Ben Hiç Arapça Bilmiyorum?”

Bu soru çok tanıdık.

Bir arkadaşım bir gün şöyle dedi:

— “Ben Arapça bilmiyorum, okuyunca ne dediğimi anlamıyorum. Bu durumda okumamın ne anlamı var?”

Aslında bu samimi bir soru. Çünkü insan yaptığı şeyin anlamını bilmek istiyor.

Ben de ona şöyle dedim:

— “Sen İngilizce bir şarkıyı dinlerken anlamasan bile hoşuna gidiyor ya, burada da farklı bir boyut var. Ama tabii sadece melodide kalmamak lazım.”

Çünkü Kur’an sadece ses güzelliği olan bir metin olarak görülmez. İçinde mesajlar, öğütler, hayat anlayışı ve insanın kendisini sorgulamasına vesile olan ifadeler bulunur.

Bazen insan kendi dilinde okuduğu bir cümlede bile düşünmeden geçebiliyor. Bazen de anlamını araştırdığı bir ayet, günlerce aklında kalabiliyor.

Ben mesela bazen markette alışveriş listesiyle dolaşıyorum. Liste elimde ama yine de eve gelince eksik bir şey çıktığını fark ediyorum.

“Domates al.”

Alıyorum.

“Ekmek al.”

Alıyorum.

“Sabır al.”

Onu unutuyorum.

İnsan bazen en önemli şeyleri bile günlük koşuşturmanın içinde kaçırabiliyor. Bu yüzden okumak, anlamak ve düşünmek birlikte değerlendiriliyor.

Arapça Okumak Sadece Dil Meselesi Değil

Dil, sadece kelimelerden oluşmaz. Bir dilin içinde tarih, kültür ve ifade biçimi vardır.

Mesela Türkçede “gönül” kelimesi vardır. Sadece “kalp” diye çevirdiğinizde tam karşılığını bulamaz. Çünkü gönül biraz daha farklı bir anlam taşır. İçinde duygu vardır, derinlik vardır.

Aynı şekilde Arapçanın da kendine özgü ifade gücü vardır. Kur’an’ın Arapça olması, İslam geleneğinde metnin orijinal şeklinin korunması açısından önemli kabul edilir.

Çeviriler ise insanların anlamasına yardımcı olur. Ancak çeviri, hiçbir zaman birebir aynı olmayabilir.

Bunu şöyle anlatabiliriz:

Annenizin yaptığı yemeğin tarifini okuyabilirsiniz. Malzemeler aynıdır ama annenizin yaptığıyla sizin yaptığınız arasında küçük bir fark olabilir.

Çünkü işin içinde sadece malzeme yoktur. Bir de el alışkanlığı vardır.

Kur’an’ın Arapça okunması da bu açıdan değerlendirilir.

Arkadaş Ortamında Gelen O Meşhur Tartışma

Bizim arkadaş grubunda ciddi konu açıldı mı genelde beş dakika içinde biri konuyu dağıtır.

Bir gün yine Kur’an’ın dili konuşuluyor.

Biri dedi:

— “Bence herkes kendi dilinde okumalı.”

Diğeri:

— “Ama orijinal metnin korunması da önemli.”

Ben araya girdim:

— “Arkadaşlar önce şu çayları tazeleyelim, sonra dünyayı kurtarmaya devam ederiz.”

Çünkü bazen insanlar önemli konuları konuşurken birbirini dinlemeyi unutabiliyor.

Oysa güzel olan şey, soru sormaktan korkmamak ve farklı düşünceleri anlamaya çalışmak.

Kur’an’ı neden Arapça okuyoruz sorusu da aslında böyle bir merakın sonucu olabilir. Bu soruyu soran kişinin niyeti her zaman aynı değildir. Kimi gerçekten öğrenmek ister, kimi anlamaya çalışır, kimi de sadece merak eder.

Önemli olan, sorulara önyargıyla değil bilgiyle yaklaşmaktır.

Okumak mı, Anlamak mı? İkisi de

Bence burada en güzel yaklaşım ikisini karşı karşıya koymamak.

“Ya Arapça oku ya anlamını oku” gibi bir ayrım yapmak yerine ikisini birlikte düşünmek daha sağlıklı olabilir.

Bir kitabı düşünün.

Önce kapağını açarsınız.

Sonra sayfalara bakarsınız.

Sonra anlamaya çalışırsınız.

Sadece kapağa bakarak kitabı bitirmiş olmazsınız.

Ama kitabın kapağının da bir anlamı vardır.

Kur’an okumak da sadece seslendirmek değildir. Aynı zamanda üzerinde düşünmek, mesajını anlamaya çalışmak ve insanın kendi hayatına bakmasıdır.

Kendi Kendime Yaptığım Küçük Bir Hesaplaşma

Bazen kendime şunu soruyorum:

“Ben okuduğum şeyin hayatımda ne kadarını uyguluyorum?”

Çünkü insanın en büyük sınavı bazen bilgi değildir.

Bilgiyi davranışa dönüştürmektir.

Sabırlı olmak gerektiğini biliriz ama trafikte biri önümüze geçince bütün sabır kitapları sanki arka koltuğa saklanır.

“Ben sakin bir insanım.”

Derim.

Beş saniye sonra:

“Bu adam ehliyeti nereden aldı acaba?”

İşte insan böyle bir varlık. Öğreniyor, unutuyor, tekrar öğreniyor.

Kur’an okumak da insanın kendisiyle sürekli bir bağlantı kurmasına yardımcı olan bir süreç olarak görülür.

Kur’an’ı Arapça Okumanın Manevi Boyutu

Müslümanlar için Kur’an’ın Arapça okunması ibadet hayatında özel bir yere sahiptir. Namazlarda okunan surelerin Arapça olması da bu anlayışın bir parçasıdır.

Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan milyonlarca insan aynı metni aynı dilde okuyabilir. Bu da ortak bir bağ oluşturur.

Düşünün:

Türkiye’de biri okuyor.

Afrika’da biri okuyor.

Asya’da biri okuyor.

Farklı diller, farklı kültürler ama aynı metin.

Bu durum birçok Müslüman için güçlü bir birlik hissi oluşturur.

Sonuç: Ses, Anlam ve Kalp Aynı Yolda

Kur’an’ı neden Arapça okuyoruz sorusunun cevabı aslında birkaç kelimeyle sınırlı değil.

Çünkü mesele sadece bir dil meselesi değildir. İnanca göre Kur’an’ın indirildiği dilin korunması, ibadet boyutu ve manevi bağ gibi birçok yönü vardır.

Ama aynı zamanda anlamaya çalışmak da önemlidir.

Sadece okumak değil, üzerinde düşünmek…

Sadece duymak değil, hayatımıza bakmak…

Sadece kelimeleri tekrar etmek değil, o kelimelerin bize ne söylediğini araştırmak…

Belki de en güzel yol budur.

Çünkü insan bazen en büyük cevapları sessizlikte bulur.

Bazen bir ayetin anlamında, bazen kendi iç sesinde, bazen de İzmir’de denize karşı otururken elindeki çayı unutup soğutan o dalgın hâlinde.

Sonuçta hepimiz biraz böyleyiz.

Dışarıdan gülüyoruz, içeride düşünüyoruz.

Bir yandan hayatın telaşında koşuyoruz, bir yandan da “Ben aslında nereye gidiyorum?” diye kendimize soruyoruz.

Belki de Kur’an okumak, insanın bu uzun yolculukta kendisine dönüp bakmasının yollarından biridir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

elexbet yeni giriş betexper güncel giriş elexbet giriş
https://discordforumu.com https://kredifirsatlari.com.tr https://islamiyetgundemi.com.tr Sitemap