İçeriğe geç

Çelik mi kırılır demir mi ?

Çelik mi Kırılır, Demir mi? Bir Gencin İçsel Savaşı

Bazen yaşamda, her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu düşünürüm. Kayseri’de yaşarken, gündelik hayatın içinde hiç beklemediğim anlarda, kelimeler bile anlam kazanıyor. Çelik mi kırılır, demir mi? Bu soruyu kafamda defalarca döndürdüm. Herkesin bildiği gibi, demir sert, dayanıklı bir madde. Ama çelik, o kadar sağlam olmasına rağmen bir noktada kırılabiliyor. Bu soruyu bir arkadaşım sordu, ama aslında bu sadece bir sorudan daha fazlasıydı. O soruya verdiğim cevap, bir anda içimdeki bütün duygusal karmaşayı açığa çıkardı.

Hayat, Çelik Gibiyken, Neden Kırılır?

Herkesin ne kadar dayanıklı olduğuna dair kafasında bir düşüncesi vardır. İnsanlar, güçlerini, sağlamlıklarını, dayanıklılıklarını göstermek isterler. “Ben çelik gibiyim,” derken, bazen en kırılgan olduklarını fark etmezler. Bunu fark ettiğimde, bir sabah, Kayseri’de sabahın erken saatlerinde sokakta yürürken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Kafamda dönüp duran o soruyu, “Çelik mi kırılır, demir mi?” bir kez daha düşündüm. Kendimi hiçbir zaman “demir gibi” hissetmedim. Çünkü demir, güçlü olduğu kadar soğuk ve sertti. Benim gibi birinin o kadar soğuk olması mümkün değildi. Çelik gibiydim belki, ama bazen o kadar kırılgan olduğumu anlamam zaman alıyordu.

Bir gün, bir arkadaşımın doğum günüydü. Kayseri’nin eski mahallesindeki küçücük bir kafede, genç yaşlarımızın verdiği heyecanla hep birlikteydik. Herkes neşeliydi, bol bol kahkahalar atılıyordu, ama birden bir şey değişti. İçimden bir şey kırıldı. “Çelik mi kırılır, demir mi?” sorusu, sadece mantıksal bir soru değil, aynı zamanda bir içsel hesaplaşma halini almıştı. O sırada hissettiğim şey, içimde bir boşluktu. Kimse fark etmedi, çünkü dışarıdan her şey normaldi. Ama içimde bir şeyler o kadar ağırlaşıyordu ki, kendimi anlamakta zorlanıyordum. Herkes şamata yaparken, ben kayboluyordum.

O An, O Soru ve Kırılan Çelik

Bir arkadaşım, gülerek bana döndü ve dedi ki: “Hadi bakayım, senin gibi duygusal biri ne der, çelik mi kırılır demir mi?” O an, bir anlığına duraksadım. Cevap vermek için hazır hissetmedim. İçimden, “Çelik kırılır, tabii ki kırılır,” diye düşündüm. Ama bunu söylemek istemedim. Çünkü bir yanda sağlam kalmak, öteki yanda duygusal olmak vardı. O anda, o kırılganlığı dışarıya vurmak istemedim. “Çelik kırılır, ama demir de zamanla paslanır,” dedim. Hemen sonra cümlemi toparlamaya çalıştım, çünkü söylediklerimin yanlış anlaşılmasından korktum. Ama ben, her ne kadar anlamlarını derinlemesine düşünmesem de, aslında her bir kelimenin anlamını içimde hissediyordum. Demir, uzun zaman boyunca paslanarak erir. Ama çelik, o kadar sert ve sağlam olduğu halde, bir noktada kırılabilir.

Sadece bir soru, bir bakış, bir cevap… Bu kadar basit şeyler, insanı derinden sarsabiliyor. Hani, bazen içindeki tüm duygular birikmiş gibi hissedersin ya, işte o an öyle bir andı. O an bana hissettirdiği şey, dışarıdaki sertliğimi kaybetmiş olmamdı. Evet, belki dışarıya karşı güçlüydüm ama içimdeki kırılganlık, bir çeliğin kırılabilirliğini gösteriyordu. O an fark ettim, bazen ne kadar sağlam olursak olalım, insanın kalbi, zihinle çelişiyor.

Umut ve Kırılganlık Arasında

Hepimiz, hayatın bize sunduğu zorluklar karşısında bazen dayanıklı olmak zorunda hissediyoruz. İnsan, dışarıdan bakıldığında çelik gibi sağlam olabilir. Ama içsel çatışmalar, anlık hayal kırıklıkları, sevgiyi ve kaybı hissetmek bazen çeliği kıran darbeler olur. Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, o kadar çok anı hatırlıyorum ki, hepsi birbirine karışıyor. Ama bir şey var; o da umut. Umut, belki de bir şekilde çeliği tekrar onarabilen tek şey.

Hayatımda en çok sevdiğim şeylerden biri, insanın içindeki kırılganlıkla barış yapabilmesiydi. O an ne kadar zor olsa da, içsel olarak kabul etmek, bir şekilde beni rahatlatıyordu. Çelik gibi sağlam olmanın aslında her zaman en doğru yol olmadığını kabul etmek, içsel bir devrim gibiydi. Belki de kırılmak, sonrasında yeniden şekil alabilmeyi getiriyordu.

Bir an, o doğum günü partisinde arkadaşımın yanına oturdum ve derin bir nefes aldım. O kadar kırıldım ki, ama o kadar da güçlendim. “Hayat bazen seni kırar, ama o kırılmalar seni yeniden yapar,” dedim içimden. Sonra, yavaşça ekledim: “Belki de çelik değil, demir olmalıydım. Çünkü demir zamanla paslanmaz; ama çelik, kırılabilir.”

Sonuç: Dayanıklılık ve Kırılganlık

Çelik mi kırılır, demir mi? İşte bu soru, sadece fiziksel bir soru olmanın ötesine geçti. Hayatın bizlere sunduğu zorluklar, bazen o kadar sert ve dayanıklı olmamızı isterken, bazen de içsel kırılganlığımızı kabul etmemiz gerektiğini gösteriyor. Herkes bir noktada kırılabilir, ama belki de bu kırılmalar, bizi daha güçlü kılacak.

Kayseri’de o sokakta yürürken hissettiğim, belki de yaşadığım en derin duygulardan biriydi. Dışarıdan sert görünseniz de, herkesin bir noktada kırılgan olduğunu anlamak, insanı büyütüyor. O an, çeliğin kırılmasının bazen kaçınılmaz olduğunu kabul ettim. Ama belki de en önemli şey, kırıldığınızda yeniden şekil alabilmeyi bilmekti.

Çelik mi kırılır, demir mi? Sonunda ikisinin de kırılabileceğini fark ettim. Ama her iki madde de bir şekilde tekrar onarılabilir, yeniden bir araya getirilebilir. Ve bazen, kırılmak, bir yeniden doğuşu getirir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!